Sinirlenmenin Kısayol Kodları

Ohoo hoş geldiniz. Şimdi size beyninizin içindeki anlamsız patlamaları göstermeye çalışacağım. Bakıp da göremediklerimiz var ya hani, heh işte onlar.  Yapmamız gereken 2 şey var.

1. si dün nelere sinirlendik.  Hemen kağıt kalem alıp en çok nelere sinirlendiğinizi büyükten küçüğe sıralayın.

2. si yarın nelere sinirlendiğinizi not alın. (Her detayı not almayı ve onları 1 ila 10 arasında puanlandırmayı ihmal etmeyin.)

Devamını yarına okursunuz. Hadi bakalım sağlıcakla kalın.

 

 

 

 

 

İlk sinirlendiğiniz listeye bakın. Muhtemelen şunlar yazar. “Arkadaş ile kavga ettik. Birinin yazdığı yoruma sinirlendim. Birde serçe parmağımı koltuğa vurdum” gibi çok belirgin şeyleri yazmıştınız veya yazdık. Birde sıcağı sıcağına en küçük sinirlendiğinizde not aldıklarınıza bakın. Ne kadar çok şeye sinirleniyor muşuz değil mi ? Elimize bulaşan yağ, kapatmakta zorlandığımız tuvalet kapısı, ıslak tuvalet terliği, kahveye yanlışlıkla attığınız şeker, ayracı düşen kitap, ağzını açınca her yeri köpürten kola ve bir ton minik şey. Benim yaptığım çıkarımdan bahsedeyim isterseniz. Sizde kendi çıkarımlarınızı paylaşın ki daha da geniş düşünelim.

 

İlk öncelikle çok fazla sinirleniyoruz. Bir insanın eline bulaşan yağ için sinirlenmesi ne kadar da anlamsız oysaki. Her ne kadar ıslak tuvalet terliğini sulayan arkadaşınıza veya kahvenize şeker atan arkadaşınıza kızmanız daha doğal sayılsa da gereksizdir. Kendi hatamıza hemen sinirleniyoruz. İlginçtir ki sinirlenmeyi, hatayı örtme veya ondan kurtulma mekanizması gibi oluşturu vermişiz.  Sinirlenince dökülen balı temizlemeyen ve üstüne bizi yıpratan bir refleks. Bir örnekten bahsedeyim. Çok fazla karşılaştığım bir durum ve canımı çok sıkıyor. Karşımdaki kişiye kalkıp anlatmayı sevmiyorum. Nedeni kişi genellikle daha çok sinirleniyor veya “Ne diyo lan bu?  Buda iyice kafayı sıyırdı.” tarzında cümleler olduğundan bu hamleleri hayatımda, amansız dalgalara karşı atılan kulaç olarak görüyorum.  Evet örnek dedik nerelere geldik.

Trafikte Bir Gün

Hepimiz konserve kutuların içinde çaresizce mahsur kalmışızdır. O günde öyle oldu.  Yanımda ki kişi sinirleniyor. Şu sözleri sık sık sarf ediyor. “Offf, neden gitmiyoruz. Bak orası daha hızlı akıyor oradan gidelim, Bu ışık çok uzun nefret ediyorum. ” Bana göre hasta olarak gözüken kişiyi dışarıdan izliyorum. Sadece hayretle bakıyorum. Sessizce düşünüyorum. Daha doğrusu o kudururken bütün sesleri kısıp , yüzüne bakıp ne hissettiğini anlamaya çalışıyorum. Duygusu o anda onu ele geçiyor ve sonuç uğruna hiç bir şey elde edemeyen, aciz bir insanın kafayı yemesini izleyip ders çıkarıyorum. Tam ona kafamda bu kurduklarımı anlatacak gibi oluyorum ama ne kadar boş bir uğraş olduğunu bildiğimden dolayı uğraşmak dahi istemiyorum. Dikkat! o kişiye, o anda onu anlatmayın derim.  %99 siz hatalı çıkarsınız.

Peki ya Yarın ? 

Bence yarın not alarak hayatınıza devam edin. Sinirlenmeyi (daha doğrusu gereksiz sinirlenmeyi) ölene kadar hayatınızda çıkarın.  Sinirlendiğimiz zaman kanımızdaki hormon oranları değişir. Konuya tam hakim olmadığımdan ve sizi araştırmaya teşvik etmek için sadece bu kadarı tüyo olsun.

 

Küçük Bir Denklem

Gözlem yaptığımız zaman fizik kanunlarına göre her etki bir tepkiye yol açar. Duygularımızda öyledir. Sistem her etkiye bir tepki mekanizması kurmuş.

Olay olur > Karşılık olarak sinirleniriz > Eğer sinirlenmenin bir etkisi yoksa yapılan hamle etkisizdir ve sisteme zarar verir. (Bazı durumlarda işe yarar. İnsanlarla olan sosyal ilişkilerimizde kilit noktalarda öfkemiz, bilinçli kullanıldığında pozitif olarak etki edebilir.)

Kolay trigerlanmamanız (tetiklenmemeniz) dileğiyle, sevgiler..

 

 

Ve yorumla ilgili her zaman yazdığım o yazı

Konu üstüne yazılabilecek daha çok denklem var. Fakat bugünlük bu kadar olsun. Başka bir gün kaldığı yerden devam ederiz. Yorumlarınız benim için acayip değerli. Nedeni ise blog, makale, araştırma ve kitap okuyan insanların değerli olmasındandır. Fikirlerini her yerde söylemezler sadece nokta atışı yaparlar. Burasıda nokta atışı yapılacak bir platform. Birbirimizle iletişimde kalıp, konuyu çok daha iyi değerlendirebileceğimize inanıyorum. Yorumlarınızı bekliyorum.

 

Fikrini Paylaş