Beni hüzne boğan ve bir o kadar hatırladıkça gülümseten kişi

Bu yazıyı yazarken bile içim sıkılıyor. Maalesef Barkın abiyi (ağabey yazılmasından nefret ediyorum ve bu kuralın en yakın zamanda değiştirilmesini umuyorum. Yakın zamanda bunun ile ilgili yazı bile yazacağım) Yani Barkın Bayoğlu’nu kaybettik. İlk videolarından itibaren takipçisiyim ve o kadar çok severek izliyorum ki anlatamam. Hani televizyonlarda saat 7’de başlayan saçma haber programları vardır ya, orada bir ünlünün cenazesini görürüz. Etrafa sorarlar ve bizde  izleriz. Söyledikleri genelde “Acımız büyük, Çok iyi bir insandı” blaa blaa blaa diye devam eder. Şu sözü içten söyleyebilirim ki  defalarca kendime haykırdım “Öldüğüne inanamıyorum”.

Böylesine güzel bir abimin öldüğünü duyunca, durdum ve düşündüm. gerçekten bunları söylemek bile benim için boştu. Ne desen boş hemde bomboş.. İnanır mısınız bilmem ama benimsediğiniz bir sanatçının replikleri ağzınıza takılsa ve o kişi ölse ve aklınıza onun yaklaşımıyla bir şey geçse, tüh bu adamda çok iyiydi be deriz. Ama Barkın abi ölünce ve onun tarzıyla bir kelime ve söz söyleyince o kelime adeta vücut bulmak istiyor. Ve şunu anlıyorsunuz. Ne kadar da çok benimsemişim, hiç farkında değilmişim.

Çok çok sempatik bir adamdı ve olayı motosikleti bahane edip geyik yapmaktı. Boş değil, dolu GEYİK. Nasıl iş o? Ya işte öyle tanımadan anlayamazsın herhalde. İşini o kadar çok seviyordu. Bir an yeni motosikletlerin çıkacağını düşündüm ve onun dilinden yorumlandığını görememek beni endişeye sevketti . Bırakın benim ve diğerlerinin izlememesi önemli değil. Asıl acı nokta onun bizzat onu sürüp “Yaa bu çok tel maşa olmuş” veya “uuu babuş bu alet, bu alet bir değişik olmuş. Bizim aklımız gitti.” diyememesi onun adına beni derinden  üzüyor.

Bana en garip gelen ve bana da çok ders çıkartan yanı, düşmanlarına olan bakış açısıydı. Gerçekten çok …… idi. (buraya yazacak kelime bulamadım) Ve tabi ki insanlara olan bakış açısı. Onları duyguları tarafından ele geçirilmiş olarak görürdü. Tıpkı bir savaş gemisinin kaptanı gibi. Kaptanın karşısındaki muharebe gemisi istediği kadar büyük ve heybetli olsun. Kaptan endişeye kapılmadan sadece bakar ve en zayıf noktaları görür. O korku kapanı gibi olan dalgaları saymıyorum bile.

Aslında bu yazıyı yazarak onu tanımlamaya çalışsam, herhalde onu buraya hapsetmiş gibi olurum. Big Bang’in patlamadan önceki hali gibi. Her şey konsantre ama patlamadan anlayamayacağınız bir evren gibi. O yüzden daha fazla yazmak istemiyorum. Ama ileride fırsatım olunca kesinlikle hakkında çok daha fazlasını yazacağım. Belki de bu yazıdan sonra hakkında bir şey düşünmeye korkar olurum.  Bence en iyisi bir altınlı gece programını açıp izleyin. Kapanışı onun bir cümlesiyle yapayım. “Belkide, belkide sizde bir apaçi olursunuz. Hoşça kalın”

 

Fikrini Paylaş